Kayıtlar

İnanç etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Allah’a Sitem Etmek Günah mı? Rızık, Kısmet ve Kader Üzerine Bir Değerlendirme

Resim
“Beni yaratırken bana sordun mu?” sorusu İslam inancında nasıl değerlendirilir? Rızık gerçekten yazılı mıdır? Kısmet değişir mi? Cennetlik veya cehennemlik olmak kader midir? Bu yazıda rızık, kısmet ve alın yazısı kavramlarını Kur’an ve İslam düşüncesi çerçevesinde sade bir dille ele alıyoruz. Herkese selamlar, Bu yazı akademik bir dille yazılmadı, daha çok sohbet eder gibi, içten bir dille kaleme alındı. Böylece okurken kendinizi daha yakın hissedeceğinizi düşündüm. Geçenlerde sosyal medyada, birçoğunuzun tanıdığı, hatta şiirlerini severek okuduğunuz bir şairin paylaşımına denk geldim. Yazdığı bir şiir vardı, ama gelen tepkiler üzerine kısa sürede kaldırmış. O yüzden şiirin tamamını buraya yazamıyorum, ismini de vermek istemiyorum. Ancak şiirin içeriği kabaca şöyleydi: “Tanrım, beni sen yarattın, dünyaya sen gönderdin. Peki, yaratırken bana sordun mu? Şimdi neden beni yaptıklarımdan dolayı hesaba çekiyorsun? Ben mi istedim dünyaya gelmeyi, ben mi istedim sınanmayı?” Açıkçası bu satırl...

Devlet Maaşı Helal mi? İslam’da Kamu Gelirleri, Vergi ve Zalim Yönetici Meselesi

Resim
Devlet maaşları helal mi? Kamu çalışanlarının aldığı ücretlerin dini hükmü nedir? Vergi gelirleri, ganimet, zekât ve devlet hazinesinin kaynağı İslam hukukunda nasıl değerlendirilir? Bu yazıda, devlet gelirlerinin meşruiyeti, haram-helal ayrımı ve zalim yöneticiler döneminde devlet malından yararlanmanın hükmü detaylı şekilde ele alınmaktadır. Devletin verdiği maaş ve bağışları alırken, şu hususları düşünüp değerlendirmek lâzımdır: Bu mal, devletin eline nereden ve nasıl geçmiş ve kendisi bunu almaya hak kazanmış mı? Bu iki hususu iki alt başlıkta inceleyeceğiz. Devletin Gelirleri şunlardır; 1- Kâfirlerden alınan ganimet, fey’, cizye gelirleriyle sulh yapılan mallar; 2- Vârisi bulunmayan miraslar, sahibi bilinmeyen mallar, mütevellisi olmayan vakıflar; 3- İşletmeler; 4- Zekât ve sadakalar. Gerekli şartlar ve usuller gözetilerek tahsil edilen bu mallar, devletin helâl gelirleridir. Bu gelirlerin dışında, müslümanlardan alınan haraçlar, müsâdare (haciz) malları ve türlü rüşvetler ise, de...

Kedinin İçtiği Suyla Abdest Alınır mı? İslam’da Kedi Artığının Hükmü

Kediler İslam kültüründe özel bir yere sahiptir. Ancak fıkıh literatüründe “kedi artığı” yani kedinin içtiği sudan abdest almanın hükmü tartışmalı bir konudur. Bu mesele, hem hadis rivayetleri hem de mezhep imamlarının içtihatları ışığında değerlendirilmiştir. Bu yazıda kedi artığının temiz mi yoksa mekruh mu kabul edildiğini; Hanefi mezhebi başta olmak üzere klasik kaynaklar çerçevesinde ele alıyoruz. Ebu Hureyre (r.a) dan rivayet edilen bir hadiste Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur; “kedi yırtıcı bir hayvandır.” (Ahmed b. Hanbel,Müsned 2/442;Darekutni, Sünen, Taharet, 1/69;Zeylei, Nasbu’r-Raye, 1/127.) O etin yenmeyen hayvanlardandır. Bu hadis kedinin artığının pis olduğunu gösterir. Nitekim yırtıcı hayvanların artığı pistir. Çünkü yırtıcı hayvanlar leş yer. Kedi de ister evcil olsun ister vahşi/yabani olsun leş yer. Tahavi (rh.a), kedinin eti haram olduğundan, artığının mekruh olduğunu söylüyordu. Kerhi (rh.a) kedi leş yediğinden ağzı genellikle pislikle bulaşık olduğu için kedini...

Hıdâne Nedir? İslam’da Boşanma Sonrası Çocuk Kime Verilir?

Resim
Boşanma yalnızca iki yetişkinin ayrılığı değildir; en derin etkisini çocukların hayatında gösterir. İslam hukukunda çocuğun bakım, terbiye ve kimin yanında kalacağına dair düzenlemeler “hıdâne hakkı” kapsamında ele alınır. Bu hak, yalnızca hukuki bir mesele değil; aynı zamanda ahlaki, sosyal ve vicdani bir sorumluluktur. Bu yazıda hıdâne kavramını, anne ve babanın haklarını, mezhepler arasındaki görüş farklılıklarını ve çocuğun üstün yararı perspektifini klasik fıkıh kaynakları ışığında ele alıyoruz. “Boşanma bir ayrılıktır; ama çocuk için yeni bir hayatın başlangıcıdır. Peki, bu hayat kiminle şekillenecek?” Evlilik sona erdiğinde geriye kalan en kıymetli emanet çocuktur. Onun bakımını, terbiyesini ve kimin yanında kalacağını belirleyen İslami hükümlere ‘hıdâne hakkı’ denir; bu hak, ayrılıktan sonra çocuğun kimde kalacağına dair vicdanla şekillenen bir sorumluluktur. Bir kadın resulullah (sav.) gelmişti ve; “Bu benim çocuğum. Karnım onun kabı, kucağım barınağı ve sığınağı, göğsüm pınar...

Ahmed el-Bedevî Kimdir? Hayatı, Manevî Yolculuğu ve Bedeviyye Tarikatı

Resim
  Ahmedi Bedevi Cami ve Külliyesi 13. yüzyıl tasavvuf tarihinde önemli bir yere sahip olan Ahmed el-Bedevî, özellikle Mısır merkezli Bedeviyye Tarikatı’nın kurucusu olarak bilinir. Zühd, sükût ve nazar yoluyla terbiye anlayışı, onu klasik sûfî figürlerden ayıran temel özellikler arasındadır. Tasavvuf tarihinde zühd anlayışı yalnızca bireysel arınma değil, aynı zamanda siyasal otorite karşısında mesafe koymayı da içerir. Bu mesele, kamu otoritesi ve din ilişkisi bağlamında Devlet Maaşı Helal mi? İslam’da Kamu Gelirleri, Vergi ve Zalim Yönetici Meselesi başlıklı yazımızda daha ayrıntılı ele alınmıştır. Fas’ta doğup Mısır’ın Tanta şehrinde manevî merkez oluşturan Ahmed el-Bedevî’nin hayatı; ilim, riyâzet, keramet rivayetleri ve tarikat yapılanması açısından dikkat çekicidir. Bu yazıda hayatı, öğretileri, talebeleri ve tarihî etkisi bütüncül şekilde ele alınmaktadır. Hayatı Ahmed el-Bedevî Hazretleri, Hicrî 596 / Milâdî 1200 yılında Fas’ın Fes şehrinde doğmuştur. Tam adı Ebü’l-Fityân...

Günümüzde Din Anlayışı: Şekilcilik, Modernleşme ve İnancın Anlam Krizi

Modern dünyada din, yalnızca bireysel bir inanç meselesi olmaktan çıkıp toplumsal kimlik, kültürel aidiyet ve hatta siyasi söylem alanına dönüşmüş durumda. Bu dönüşüm, inancın özünden uzaklaşıp şekle indirgenmesi tartışmasını da beraberinde getiriyor. Bugün birçok insan dini savunduğunu düşünürken, aslında onu sorgulamadan devralınmış kalıplar üzerinden yaşıyor olabilir. Peki din gerçekten bir bilinç meselesi mi, yoksa alışkanlık hâline gelmiş bir pratik mi? Bu yazı, günümüz din anlayışını; samimiyet, bilinç, modernleşme ve toplumsal çelişkiler çerçevesinde ele alan bir düşünme davetidir. Din, insanın en mahrem sorularına cevap aradığı bir alan olmalıydı: “Neden varım?”, “Ne yapmalıyım?”, “Kime karşı sorumluyum?”  Oysa bugün, bu soruların yerini ezberlenmiş cevaplar aldı. Düşünmek yerine tekrar etmek, sorgulamak yerine kabullenmek makbul sayılıyor.  Din artık bir arayış değil, bir alışkanlık mı oldu?  Ritüeller arttı, ama anlam azaldı mı?  Korkuyla şekillenen bir ina...